Yazılar —
Goethe: yazarı kurtaran, okuru öldüren kitap
Werther'in dört haftası, cevapsız mektuplar ve yazmanın kurtarıcı gücü
1772 yazında Wetzlar'da yirmi üç yaşında bir hukuk stajyeri, bir baloda bir kıza âşık olur; kız nişanlıdır. Genç adam birkaç ay o çevrede dolaşır, sonra bir sabah kimseye haber vermeden şehri terk eder. Birkaç hafta sonra, aynı şehirde, tanıdığı bir başka stajyer, yine evli bir kadına âşık olan Karl Wilhelm Jerusalem, ödünç aldığı bir tabancayla kendini vurur. Genç adam bunu duyar. Bir buçuk yıl sonra, dört haftada, bir roman yazar. Adı Genç Werther'in Acıları'dır. Yazarı Goethe.
Kitap Avrupa'yı ele geçirir. Gençler Werther gibi giyinir: mavi frak, sarı yelek. Werther'in acısını taklit eder. Ve bazıları Werther'in sonunu taklit eder. Kitabın yanında tabancayla bulunan gençler vardır. Leipzig'de kitap yasaklanır; Kopenhag'da, Milano'da. İki yüz yıl sonra, 1974'te, bir sosyolog intihar haberlerinin ardından gelen intihar dalgalarına bir ad verir: Werther etkisi.
Bu yazı, Goethe üzerine; ama Faust'un Goethe'si üzerine değil, o dört haftanın Goethe'si üzerine. Bir Germanist olarak Alman edebiyatının en büyük adına yaklaşmanın tek dürüst yolu, ona küçük bir yerden yaklaşmaktır. Bir terapist olarak ise Werther beni iki nedenle ilgilendiriyor: yazarı kurtarmış olması ve bazı okurlarını öldürmüş olması. Aynı kitap, aynı yıl.
Önce yazarı kurtarması. Goethe, yaşlılığında, Dichtung und Wahrheit'ta o dönemi anlatır: Wetzlar'dan dönüşte kendisini de intihar düşüncesinin kuşattığını, yatağının yanında bir hançer tutup her gece ucunu göğsüne dayadığını, sonra bu düşünceden kurtulmak için Werther'i yazdığını söyler. Kitabı bitirdiğinde, der, kendini bir günah çıkarmadan sonraki gibi hafif, yeni bir hayata hazır hissetmiştir. Ve ekler: yazdığı şeyin arkadaşlarını nasıl etkileyeceğini düşünmemiştir.
Bu, edebiyat tarihinde bir yazarın kendi terapisini en açık anlattığı yerdir. Goethe, Werther'i öldürerek kendisini yaşatmıştır. Kitap, hançerin yerine geçmiştir. Bir terapist olarak bu mekanizmayı tanırım; bir Germanist olarak ona bir ad da vardır: yazının kendini kurtarıcı işlevi. Goethe, "Poetische Beichte" der, şiirsel itiraf. Yazdıklarının hepsini, hayatı boyunca, bir büyük itirafın parçaları olarak görmüştür.
Ama Goethe'nin kendini kurtardığı kitap, okurlarını neden öldürdü? Bu soruya kolay cevap, kitabın intiharı romantikleştirdiğidir. Kısmen doğrudur; Werther'in ölümü güzel yazılmıştır. Ama daha derin bir cevap vardır: Goethe yazarak Werther'den ayrılmıştır; okur, okuyarak Werther'e katılmıştır. Yazma, mesafedir; okuma, özdeşleşmedir. Aynı metin, birinde ilaç, ötekinde zehirdir; fark, metinde değil, metinle ilişkidedir.
Bir Germanist olarak Werther'de beni en çok ilgilendiren şey, mektup biçimidir. Roman, Werther'in arkadaşı Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşur; Wilhelm'in cevapları yoktur. Yani okur, bütün kitap boyunca tek bir sesi duyar; kimse ona itiraz etmez, kimse onu durdurmaz. Werther kendi kendine konuşur ve biz dinleriz. Sonra, kitabın sonunda, bir "yayıncı" araya girer ve son günleri dışarıdan anlatır. Werther'in sesi kesilir; ölüm, üçüncü kişiyle gelir.
Bu yapı, bir terapist için öğreticidir. Werther'in mektupları, cevapsız bir monologdur; ve intihar, çoğu zaman, cevapsız bir monologun sonunda gelir. Wilhelm cevap verseydi, Werther ölür müydü? Bilinmez. Ama Goethe'nin Wilhelm'i sessiz tutması, kitabın en klinik kararıdır: dinleyicisiz bir acı, kendi kendini büyütür.
1787'de Goethe kitabı gözden geçirir. Bir çiftlik uşağının hikâyesini ekler; Werther'e paralel, ama daha kaba bir aşk ve bir cinayet. Ve yayıncının sesini güçlendirir. İkinci sürüm, birincisinden daha mesafelidir. Goethe, kendi kitabının etkisini görmüş ve okuru Werther'den biraz uzaklaştırmak istemiştir. Bir yazarın kendi kitabına, on üç yıl sonra, bir terapist gibi müdahale etmesi.
Terapi odasında Werther'i tanırım; mavi frak giymez, ama mektup yazar.
Biri karşılıksız bir aşkın içindedir ve bunu bir monolog olarak yaşamaktadır. Mesajlar yazar, göndermez ya da gönderir ve cevap almaz; acısını yalnızca kendi kendine anlatır. Onunla çalışırken ilk iş, Wilhelm olmaktır: cevap veren biri. Monolog diyaloga döndüğünde acı azalmaz, ama büyümeyi durdurur. Werther'in eksiği aşk değildi; dinleyen biriydi.
Bir başkası Goethe'dir; yani yazarak kurtulmaya çalışan biri. Ona bunu yaptırırım: yaz. Ama Goethe'nin yaptığı gibi yaz: kendini üçüncü kişiye koy, sonuna kadar götür, orada bırak. Yazının kurtarıcı gücü, yazanın yazılandan ayrılabilmesindedir. Ayrılamıyorsa, yazı zehirdir; Werther'i okuyanlar gibi.
Bir üçüncüsü Werther etkisinin içindedir: bir başkasının intiharından sonra kendi düşüncelerini yaşamaya başlamıştır. Bir arkadaş, bir tanıdık, bir haber. Bu insanla çalışmak, en dikkatli çalışmadır; ve burada bir şey söylemem gerekir. Goethe'nin kitabı, iki yüz elli yıldır, intihar hakkında yazarken sorumluluğun ne olduğunu hatırlatır. Bugün gazeteciler için kurallar vardır: yöntemi anlatmamak, romantikleştirmemek, yardım kaynaklarını belirtmek. Bu kurallar, Werther'den öğrenilmiştir. Bu yazı da onlara uyar.
Varoluşçu bir bakışla Werther, özgürlüğün en karanlık kullanımı üzerine bir kitaptır. Werther, hayatının anlamını tek bir insana bağlamıştır; o insan olmayınca, hayatın anlamı da yoktur. Frankl olsa buna "anlamın tek bir değere indirgenmesi" derdi; en tehlikeli varoluş hatası. Bir insan, bir iş, bir dava: hayat bunlardan birine indirgendiğinde, o bir şey kaybolunca hayat da kaybolur. Werther'in trajedisi Lotte değildir; Werther'in Lotte'den başka hiçbir şeyi olmamasıdır.
Goethe bunu biliyordu; ve kendisi tam tersini yaptı. Werther'den sonra Weimar'a gitti, devlet adamı oldu, botanik çalıştı, renk kuramı yazdı, İtalya'ya kaçtı, Faust'u altmış yıl yazdı. Goethe'nin hayatı, Werther'in hayatının reddidir: bir şeye değil, her şeye bağlanmış bir hayat. Belki de Werther'i yazmasının asıl kazancı buydu: tek bir şeye bağlı bir hayatın nereye gittiğini görmüş ve o yolu bir daha tutmamıştı.
Bir Germanist ve terapist olarak Goethe'yi okurken Werther'e bir tanı koymuyorum; iki yüz elli yıldır herkes koydu, kitap hepsinden sağ çıktı. Yalnızca, bir yazarın kendisini kurtarmak için yazdığı bir kitabın, okurları için neden aynı şeyi yapamadığına bakıyorum. Cevap, sanırım, şu: kurtaran şey kitap değildi, yazmaktı. Ve yazmak, herkesin kendisinin yapması gereken şeydir; okumak, onun yerine geçmez.
Zihnimde kalan görüntü Goethe'nin yazdığı bir sahne değil, hikâyenin bende devam ettiği yer: Frankfurt, 1774, bir çalışma odası. Genç bir adam masadan kalkıyor; önünde bitmiş bir el yazması. Yatağının yanında, yıllardır duran hançere bakıyor. Onu alıyor, bir çekmeceye koyuyor, çekmeceyi kapatıyor.
Pencereyi açıyor.
Bu yazıdaki düşünceler edebî bir okumadır; hiçbir yazara ya da kişiye tanı koymaz.