Yazılar —

Teneke Trampet: büyümemeye karar veren çocuk

Oskar Matzerath'a alegori olarak değil, insan olarak bakmak

Üç yaşındaki bir çocuk, büyümemeye karar verir. Karar verir; bu önemlidir. Oskar Matzerath, üçüncü doğum gününde, annesinin dükkânında yetişkinlerin dünyasına bakar, o dünyaya girmek istemez ve kendini kilerin merdiveninden aşağı atar. Düşüş, büyümeyi durduracak sebep olur; kararı ise Oskar vermiştir. O günden sonra doksan dört santim boyunda kalır, teneke trampetini çalar ve çığlığıyla cam kırar. Yetişkinler onu bir hasta olarak görür. Oskar kendini bir karar olarak görür.

Günter Grass'ın Teneke Trampet'i üzerine yazılanların çoğu siyasidir: Danzig, nazizm, Alman küçük burjuvazisi, suçun ve suskunluğun alegorisi. Hepsi doğrudur ve ben bu yazıda onlara girmeyeceğim. Bir terapist olarak beni ilgilendiren şey, kitabın ilk yüz sayfasındaki o karardır. Bir çocuk, büyümeyi reddediyor. Bunu bir alegori olarak değil, bir insan olarak okumak istiyorum.

Roman, bir akıl hastanesinde başlar. Oskar otuz yaşındadır, bir bakım kurumunda yatmaktadır ve hikâyesini oradan anlatır; yatağının demir parmaklıkları arasından, bakıcısı Bruno'nun gözü altında. Anlatıcının güvenilmez olduğunu Grass ilk sayfada söyler: Oskar kendisinden bazen "ben", bazen "Oskar" diye söz eder. Üçüncü kişiyle birinci kişi arasında gidip gelen bir anlatıcı; kendi hikâyesine hem içeriden hem dışarıdan bakan biri.

Bir Germanist olarak bu anlatıcı yapısını romanın en büyük buluşu sayarım. Oskar hem anlatan hem anlatılandır; hem otuz yaşında hem üç. Ve okur, hangisine inanacağını bilemez. Bu, edebiyatta güvenilmez anlatıcının en zengin örneklerinden biridir; ama bir terapist için başka bir şeydir: kendi hikâyesini dışarıdan anlatan bir insanın sesi.


Bu sesi tanırım. Odamda, hikâyesini "o" diye anlatan insanlar vardır. "O zaman şöyle oldu, o kız korkmuştu, o çocuk sustu." Kendi çocukluklarını üçüncü kişiyle anlatırlar; çünkü birinci kişi dayanılmazdır. Oskar'ın "ben" ile "Oskar" arasında gidip gelmesi, bir edebî oyun değil; bir korunma biçimidir. Ve Grass bunu, sanırım, biliyordu.

Şimdi karara dönelim. Oskar üç yaşında büyümeyi reddeder. Neden? Romanda bir açıklama vardır: yetişkinlerin dünyası iğrençtir; dükkân, ticaret, ikiyüzlülük, annesinin iki adam arasındaki hayatı. Oskar bunlara katılmak istemez. Ama bir terapist olarak başka bir şey görürüm: Oskar'ın kararı, bir çocuğun elindeki tek güçtür. Büyümek, yetişkinlerin dünyasına girmek demektir; o dünyada çocuğun sözü yoktur. Büyümemek, o dünyaya hayır demenin tek yoludur. Ve teneke trampet, o hayırın sesidir: Oskar konuşmaz, çalar. Konuşulunca, yetişkinler cevap verir; çalınınca, veremezler.

Cam kıran çığlık da öyle. Oskar'a bir şey yapılmak istendiğinde, trampeti elinden alınmak istendiğinde, çığlık atar ve camlar kırılır. Bu, bir çocuğun öfkesinin fantastik biçimidir: ses çıkarınca dünya kırılıyor. Her çocuk bunu ister; Oskar yapabilir. Grass, çocukluğun bütün gücünü tek bir bedende toplamış ve o bedeni büyütmemiştir.


Terapi odasında Oskar'ı tanırım. Doksan dört santim değildir; ama büyümemiştir.

Biri kırk yaşındadır ve bir yerde durmuştur. Kariyer, ilişkiler, ev; hepsinde bir noktada durmuş, daha ileri gitmemiştir. Sorunca "istemedim" der; Oskar gibi. Yetişkinlerin dünyasını iğrenç bulmuştur; ve haklıdır. Ama onunla çalışırken bir şey görülür: durmak, bir karardı; ve karar, bir zamanlar bir çocuğu korumuştu. Şimdi kırk yaşındaki adamı hapsediyor. Karar, verildiği yaşta doğru, bugün yanlıştır. Ama karar olduğu için değiştirilebilir; kaza olsaydı değiştirilemezdi.

Bir başkası konuşmaz, çalar. Yani: her rahatsızlığını bir belirti olarak dile getirir; baş ağrısı, uykusuzluk, öfke nöbeti. Trampet gibi; ses var, kelime yok. Yetişkinler, yani eşi, doktoru, işvereni, sesi duyar ve cevap veremez. Onunla çalışmak, trampeti elinden almak değildir; Oskar'ın gösterdiği gibi, o zaman çığlık atar. Onunla çalışmak, trampetin yanına bir kelime koymaktır.

Bir üçüncüsü Bruno'dur; bakıcı. Oskar'ın hikâyesini dinleyen, parmaklığın öte yanındaki adam. Bazı danışanlar bir Oskar'la yaşar: büyümeyi reddetmiş bir eş, bir kardeş, bir çocuk. Yılların dinleyicisi olmuşlardır. Onlara Bruno'nun yaptığı şeyi hatırlatırım: Bruno dinler, ama ipten figürler de örer. Kendi işi vardır. Dinleyen insanın kendi işi olmalıdır; yoksa Oskar'ın hikâyesi onun hikâyesi olur.


Farklı bakış dediğim şey şu: Teneke Trampet, bir ülkenin büyümeyi reddetmesi üzerine bir kitap olarak okunagelmiştir; Almanya, nazizm yıllarında, ahlaki olarak üç yaşında kalmıştır. Bu okuma doğrudur ve Grass'ın niyetidir. Ama kitabı bir insan üzerine bir kitap olarak da okumak mümkündür; ve o zaman ortaya başka bir şey çıkar. Oskar, romanın sonunda büyümeye başlar: babasının cenazesinde, trampeti mezara atınca. Boyu uzar, ama çarpık uzar; kambur olur. Büyüme, geciktiğinde, çarpık gelir. Bu, bir alegori olduğu kadar klinik bir gözlemdir. Ertelenen büyüme, geldiğinde, ertelemenin izini taşır.

Ve akıl hastanesi. Oskar, romanın sonunda otuz yaşındadır ve bir kurumdadır; kendi isteğiyle mi, yoksa bir cinayet suçlamasıyla mı, roman bunu da belirsiz bırakır. Ama Oskar orada mutludur. Parmaklık onu korur; dışarıdaki dünyadan, yetişkin olmaktan. Grass bunu ironiyle yazar; ben ironisiz okurum. Bazı insanlar için kurum, büyümemenin son biçimidir. Ve Oskar bunu biliyor, parmaklıkların arasından anlatıyor.


Varoluşçu bir bakışla Oskar'ın kararı, Sartre'ın "özgün tasarı"sının en uç örneğidir. Üç yaşında bir çocuk kendini seçer: büyümeyen. Ve bütün hayatı bu seçimin çeşitlemesi olur. Sartre'a göre bu bir kötü niyettir: dünyaya katılmamak için "küçük" olmak. Frankl'a göre ise Oskar'ın trampeti bir tavırdır: iğrenç bir dünyaya karşı alınmış, çocukça ama gerçek bir tavır. İkisi de haklıdır; Grass'ın büyüklüğü, ikisini de haklı bırakmasındadır. Oskar bir kaçış mıdır, bir protesto mu? Cevap, okuyanın yaşına göre değişir.


Bir Germanist ve terapist olarak Teneke Trampet'i okurken Oskar'a bir tanı koymuyorum; kitabın kendisi ona bir kurum ve bir bakıcı vermiştir, benim yapacağım bir şey kalmamıştır. Yalnızca, bir çocuğun üç yaşında verdiği bir kararın, otuz yaşındaki bir adamı nasıl parmaklıklar arasında tuttuğuna bakıyorum. Ve odamda, doksan dört santim olmayan ama büyümeyi bir yerde bırakmış insanları düşünüyorum. Büyümek, yetişkinlerin dünyasını kabul etmek değildir; o dünyada kendi sesini bulmaktır. Oskar sesini buldu; trampet olarak. Kelime olarak bulması, romanın dışında kaldı.

Zihnimde kalan görüntü Grass'ın yazdığı bir sahne değil, romanın bende devam ettiği yer: Bir bakım kurumu, akşam. Parmaklıklı bir yatak, yatakta otuz yaşında bir adam. Yanında, sandalyede, Bruno ipten bir figür örüyor. Adam anlatıyor. Bruno dinliyor; ve örüyor.

İkisi de kendi işini yapıyor.

Bu yazıdaki düşünceler edebî bir okumadır; hiçbir yazara ya da kişiye tanı koymaz.

WhatsApp ile yazın